Tekrarlayan sorunların sebebi öz yalan olabilir!
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Gizem Karpat, insanların kendilerini korumak için farkında olmadan gerçekleri çarpıtmasına neden olan öz-yalan mekanizması, bu durumun belirtileri ve bu döngüden çıkmanın yolları hakkında açıklamalarda bulundu.
Öz-yalan, kısa vadede zihni rahatlatsa da uzun vadede sorunların çözümünü geciktirebilir!
Kişinin kendine yalan söylemesi durumunun psikolojide “öz-yalan” (self-deception) kavramı çerçevesinde ele alındığını ifade eden Gizem Karpat, “Öz-yalan; bireyin kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ya da acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için bazı durumları farkında olmadan çarpıtması veya görmezden gelmesidir.” dedi.
Amacın, dış dünyadaki birilerini aldatmak değil; kişinin kendi psikolojik dengesini ve bütünlüğünü korumaya çalışması olduğunu aktaran Karpat, “Kısa vadede zihni rahatlatan bir amortisör görevi görse de uzun vadede sorunların gerçekçi bir şekilde çözülmesini geciktiren bir yapıya bürünebilir.” diye konuştu.
Öz-yalanda ilk aldatılan, kişinin kendisi olur!
Öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki en kritik farkın, farkındalık düzeyinde saklı olduğunu dile getiren Gizem Karpat, şunları söyledi:
“Öz-yalan süreçlerinde kişi gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini farklı, daha katlanılabilir bir gerçekliğe inandırır. Yani ilk aldatılan kişinin kendisi olduğu bir süreç işler. Bilinçli inkârda ise kişi aslında gerçeğin gayet farkındadır; ancak ego bütünlüğünü korumak adına onu kabul etmek istemez ya da dış dünyaya ifade etmekten kaçınır. Birinde farkındalık oldukça sınırlıyken, diğerinde gerçeği bilmesine rağmen ondan uzak durma çabası daha belirgindir. Özünde her iki süreç de kişinin zorlayıcı duygularla baş etme girişimidir.”
İnsan zihni, psikolojik bütünlüğünü korumak için gerçekleri çarpıtabilir!
İnsanlar neden gerçekleri kendilerine çarpıtma ihtiyacı duydukları hakkında bilgi veren Karpat, “Çünkü insan zihni yalnızca saf doğruyu kaydetmek için değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğünü ve konforunu korumak için de çalışır.” dedi.
Bazen bir gerçeği olduğu gibi kabul etmenin büyük bir kayıp, başarısızlık, reddedilme veya ağır bir suçluluk duygusuyla yüzleşmeyi gerektirdiğine işaret eden Karpat, “Zihin bu duygusal yükü azaltmak için gerçeği bükerek olduğundan farklı yorumlayabilir. Biz buna psikolojide bilişsel çelişkiyi azaltma çabası da deriz. Bu mekanizma akut dönemlerde koruyucu bir kalkan olabilir; fakat kronikleştiğinde kişinin sağlıklı kararlar almasını ve gerçekçi değerlendirmeler yapmasını ciddi şekilde zorlaştırır.” açıklamasını yaptı.
Bazı insanlar, kendi kurguladıkları yeni gerçeğe samimiyetle inanır!
Kişinin kendine yalan söylediğini fark edip edememesinin kişiden kişiye ve savunma mekanizmalarının gücüne göre değiştiğini vurgulayan Gizem Karpat, “Bazı insanlar gerçeği bilinçli bir şekilde halının altına süpürdüklerinin ve görmezden geldiklerinin farkındadır. Bazıları ise bunu büyük ölçüde bilinçdışı bir süreç olarak yaşar ve kendi kurguladıkları o yeni gerçeğe samimiyetle inanırlar.” dedi.
Ancak bunun mutlak bir körlük olmadığını dile getiren Karpat, “Aynı konu her açıldığında içsel bir huzursuzluk ve yoğun bir rahatsızlık hissetmek, çevreye sürekli benzer ve abartılı açıklamalar yapma ihtiyacı duymak, zihnin arkalarında bir yerde ‘kaçılan bir gerçek’ olduğuna dair bıraktığı ayak izleridir.” ifadelerini kullandı.
Belirgin sorunlara rağmen ‘sorunum yok’ demek, inkâr mekanizmasının işareti olabilir!
‘Ben iyiyim’, ‘benim bir sorunum yok’ gibi ifadelerin tek başına doğrudan bir inkâr mekanizması anlamına gelmediğine değinen Karpat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bazen kişi gerçekten kendisini iyi hissediyordur. Ancak ortada ciddi bir kayıp, travma veya belirgin ruhsal/fiziksel belirtiler varken ve hatta çevresindeki birçok kişi aynı konuda ciddi bir endişe duyuyorken kişinin ısrarla ve katı bir şekilde ‘benim hiçbir sorunum yok’ demesi, inkâr mekanizmasının devrede olabileceğini düşündürür. Burada klinik olarak bizim baktığımız şey yalnızca söylenen cümle değil; kişinin davranışları, yaşam işlevselliği, bedensel tepkileri ve duygusal dünyasının bütünü arasındaki tutarlılıktır.”
Öz-yalanın en önemli göstergesi, söylenenlerle yaşananların birbiriyle örtüşmemesi!
Öz-yalanın yaşamın hemen her alanında filizlenebileceğini aktaran Karpat, “Ancak klinikte en sık karşılaştığımız alanlar; ilişkiler, duygusal ihtiyaçlar, sağlıkla ilgili alışkanlıklar ve iş hayatıdır.” dedi.
‘Bu ilişki beni aslında hiç üzmüyor’, ‘o sadece biraz gergin’, ‘işimden çok memnunum, tükenmiş hissetmiyorum’, ‘bu zararlı alışkanlığı istersem yarın bırakırım, beni etkilemiyor’ gibi kalıplaşmış ifadelerin, zorlayıcı gerçeklerle yüzleşmeyi erteleyen klasik söylemler olduğunu belirten Karpat, bu noktada en önemli turnusol kağıdının; kişinin sözleri ile yaşamındaki gerçek deneyimlerinin ne kadar örtüştüğüdür.” şeklinde konuştu.
Aynı sorunları tekrar tekrar yaşıyorsanız, bunun nedeni kendinize söylediğiniz bir öz-yalan olabilir!
Kişinin kendine yalan söylediğini fark edebilmesinin ilk ve en önemli adımının, cesaretle kendine ‘Söylediklerim ile gerçekten yaşadıklarım birbiriyle uyumlu mu?’ sorusunu sorabilmesi olduğuna dikkat çeken Gizem Karpat, “Eğer hayatınızda aynı sorunlar farklı insanlarla tekrar ediyor, benzer hayal kırıklıkları kronik bir döngüye dönüşüyor veya kendinizi sürekli birilerine haklı olduğunuzu kanıtlamak için aynı açıklamaları yaparken buluyorsanız, orada dürüstçe masaya yatırılması gereken bir öz-yalan olabilir.” dedi.
Karpat, yakın çevreden gelen yapıcı geri bildirimlere kulak tıkamamak ve hissedilen olumsuz duyguları bastırmak yerine onları anlamaya çalışmanın öz farkındalığı artıran en önemli adım olduğunu söyledi.
Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen bir psikolojik beceridir!
Kendine dürüst olmayı öğrenmenin mümkün olduğunu dile getiren Karpat, “Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen bir psikolojik beceridir.” dedi.
Karpat, bu konudaki önerilerini sıralayarak sözlerini şöyle tamamladı:
“Yargılamayan farkındalığın temelinde, kişinin kendi duygularını (korku, kıskançlık, başarısızlık gibi kabulü zor duyguları bile) suçluluk hissetmeden, şefkatle fark etmeyi öğrenmesi yer alır. Eğer kendimizi çok sert yargılarsak, zihnimiz bizi korumak için daha çok yalan üretecektir. Yazarak iç dökme, günlük tutma gibi yöntemlerle düzenli öz değerlendirme yapmak, duygu ve düşünceleri filtresiz bir şekilde kağıda dökmek zihinsel bükülmeleri görmeyi kolaylaştırır.
Gerçeklerle yüzleşmek her zaman kolay değildir ve insanın kendi kör noktalarını tek başına görmesi bazen çok zor olabilir. Psikoterapi, kişinin yalnızca ne düşündüğünü değil, neden o şekilde düşünmeye ihtiyaç duyduğunu güvenli bir bağlamda anlamasına yardımcı olur. Unutmamak gerekir ki kendine dürüst olmak kısa vadede konforu bozsa da uzun vadede psikolojik sağlamlığın ve iyi oluşun en temel yapı taşıdır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yorum gönder